Devlet

Devlet, çağdaş anlamıyla, belirli bir ülkede yaşayan insan topluluğunun, egemenlik ve bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenme. Günümüzde ulusal devletle özdeşleşen devlet kurumunun tanımı, niteliği, işlevleri ve toplumla olan ilişkisi çağlar boyunca değişik biçimler almıştır.

?? Devlet, çağdaş anlamıyla, belirli bir ülkede yaşayan insan topluluğunun, egemenlik ve bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenme. Günümüzde ulusal devletle özdeşleşen devlet kurumunun tanımı, niteliği, işlevleri ve toplumla olan ilişkisi çağlar boyunca değişik biçimler almıştır.

Çağdaş devletin gelişimi ve devlet kuramları

Devlet insanlık tarihinde hep var olmuş değildir. Kabile toplumlarında devlet denebilecek düzeyde örgütlü ve kalıcı, şiddete başvurma yetkisini tekeline almış herhangi bir merkezî kurumlaşma görülmez. Devletsiz toplumlardan devletli toplumlara, bir başka deyişle uygarlığa geçiş, artık üretiminin gelişmesi ve toplumsal katmanlaşmanın derinleşmesi temelinde, önce

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Eski Mısır ve

Mısırın ilk devirleri(4 binyıl-M.Ö.16. yy)

Mısır, eski dünyanın ilk siyasi birliğidir. Bu erken doğuşta raslantı dan çok olağanüstü şartların oluşturduğu bir yazgı vardır. Bu ülkenin siyasi, etnik manevi dayanıklılığı, sürekliliği bu oluşumu belgeler. Mısır imparatorlğuu, Asyanın büyük imparatorluklarından da, Roma İmparatorluğu’ndan da uzun ömürlü olmuştur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mezopotamya'da, İO 3000 dolayında gerçekleşti.
Mezopotamya, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Basra Körfezine kadar uzanan Fırat Nehri ve Dicle Nehri arasında kalan bölgenin ilk çağdaki adıdır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İlkçağ devletlerinin bu ilk kuşağına, bir tapınak-sarayda yoğunlaşan rahipler
İlk Çağ
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
aristokrasisi damgasını vurdu. Batı'da ise devletin kökeni
İktidarın imtiyazlı ve genellikle soya bağlı bir toplum sınıfının elinde bulunduğu siyasi hükümet şeklidir. İlk çağ sitelerinde, Eski Venedik Cumhuriyetinde bu yönetim şekli hakimdi. Feodal toplumlarda genel olarak aristokrasi örnekleridir. Kelime yapısı bakımından ele alındığında aristokrasi Eski Yunancada aristos: en iyi, krotos: ise kudret anlamına gelir. Yönetimin en seçkin kimselerin elinde bulunduğunu gösteren siyasal bir rejimdir. Siyasi teşkilatlanma tipi olarak aristok
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Eski Yunan kent-devletine (polis) dayanır. En eski devlet kuramcıları sayılan
Eski Yunan terimi, Yunanca "Helias"tan dolayı "Helenler" de denen, Yunanistan Yarımadasında yaşayan kavimler ve onların kurduğu eski devlet ve uygarlıkları anlatmak için kullanılır.

Çiftçi bir halk olan Helenler ya da Eski Yunanlılar, tarihlerinin başlangıcında çok sade bir yaşam sürerler, sırtlarına kendilerinin dokuduğu yünden bir gömlek, ayaklarına sığır derisinden çarık giyerlerdi. Köylüler tek bir odadan ibaret olan kulübelerde oturur, evcil hayvanlarla birarada yatarlardı
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Platon ve
Platon M.Ö. 427-347 yılları arasında yaşa­mış olan ve düşünce tarihinin tanıdığı ilk ve en büyük sistemin kurucusu olan ünlü Yunan filozofu. 20 yaşında Sokrates'le karşılaşınca felsefeye yönelmiş ve hocasının ölümüne kadar (M.Ö. 399) sekiz yıl boyunca öğrencisi olmuştur; hocası ölünce, diğer öğrencilerle birlikte Megara'ya gitmiş ama burada uzun süre kalmayarak önce Mısır'a, oradan da ythagorasçıların etkili oldukları Sicilya ve Güney İtalya'ya geçmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Aristoteles'e göre devlet, bütün bir insan topluluğunun siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik gereksinmelerine en iyi yanıt verebilecek, böylelikle daha iyi bir yaşamı gerçekleştirebilecek tek örgütlenme biçimidir. Toplumun uyum içinde bir arada yaşaması için gerekli olan devletin ideal biçimi. Platon'a göre bilge kralların yönettiği devlet, Aristoteles'e göre de kent-devletiydi. Her iki düşünür de yönetenlerin niceliğinden hareketle devletleri kişiler (
Aristoteles MÖ 384 - MÖ 7 Mart 322 tarihleri arasında yaşamış Yunanlı filozof ve bilim adamı. Platon ile birlikte Batı düşüncesini en çok etkileyen en önemli iki kişiden biri olarak düşünülür.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
monarşi), gruplar (
En yüksek güç ya da iktidarın tek bir kişide toplandığı yönetim tarzı, devlet modeli.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
oligarşi) ve bütün yurttaşlarca (
Oligarşi siyasi gücün, birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim, aristokrasinin daralmış biçimi. Az ve belirli sayıda kişinin, bir ülkenin veya müessesenin idaresini ellerinde bulundurup, hakimiyet kurmaları. Gerçek iktidarın birkaç kişinin, bir grubun, birkaç ailenin veya bir sınıfın elinde bulunduğu idare tarzıdır. Olumsuz anlam ifade etmekte olup, sosyal ve siyasi hakların sınırlandırıldığı, kamu gücünün belli bir azınlık lehine adaletsizce kullanıldığı idareler oligarşik id
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
demokrasi) yönetilenler biçiminde sınıflandırıyordu. Eski Yunan kent-devletlerinin gelişimi de benzer bir yol izledi. Farklı kent-devletlerinde farklı zamanlarda kurulan küçük krallıkların ardından askeri aristokrasiler ve plutokrasiler geldi. Kentlerde
Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Yunanca dimokratia (δῆμος, yani dimos, halk zümresi, ahali + κράτος, yani kratia iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca démocratie sözcüğünden geçmiştir. Halkın kendi kendini yönetmesi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
aristokratik,
Aristokrasi, iktidarın imtiyazlı ve genellikle soya bağlı bir toplum sınıfının elinde bulunduğu siyasi hükümet şeklidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
ve demokratik hizipler arasında çatışmalar ortaya çıktı.
Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Yunanca demokratia (δῆμος, yani demos, halk zümresi, ahali + κράτος, yani kratia iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçe'ye, Fransızca démocratie sözcüğünden geçmiştir. Genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Atina demokrasinin,
Atina, (Yunanca: Αθήνα) Yunanistan'ın başkenti ve yaklaşık 4 milyon kişilik nüfusuyla en büyük şehridir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Sparta da aristokrasinin kalesiyken, aralarında çıkan
Yunanistan'da M.Ö.II.Bin yılın sonunda yaşanılan Dor istilasının hemen akabinde bugün Mora Yarımadası olarak adlandırılan Peleponnes Yarımadasında Dorlar tarafından kurulan şehir ve de şehir devleti.En güçlü rakibi Peleponnes ile Orta Yunanistan arasında bulunan Attika bölgesinde kurulmuş olan Atina kent devletiydi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
(İÖ 431-404) sonunda kent-devleti sistemi bir bütün olarak zayıfladı. Büyük İskender'in kurduğu imparatorluk içinde önemini yitiren kent-devleti, bu imparatorluğun dağılmasıyla ortaya çıkan krallıklar döneminde de eski konumuna kavuşamadı.
İskender veya III. Aleksander (Yunanca: Μέγας Ἀλέξανδρος Megas Aleksandros) 20 Temmuz M.Ö. 356, Pella, Makedonya - 10 Haziran M.Ö. 323, Babil), M.Ö. 336 - M.Ö. 323 yılları arasında Makedonya kralı ve tarihteki en büyük imparatoru. Makedonya kralı II. Filip'in oğlu. Ayrıca Büyük İskender, İskender Rumi, İskender Yunani ve Makedonyalı İskender olarak da bilinir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Roma İmparatorluğu'nun yükselmesiyle birlikte, yalnızca Yunan kent-devletleri değil, bütün
Bugünkü İtalya’nın Latium bölgesinde, Tiber Irmağı’na bakan tepelerde kurulmuş birkaç köyden oluşan eski Roma, sonradan dünyanın en büyük imparatorluklarından birinin merkezi oldu. Romalılar tarihte pek çok ülkenin dilini, edebiyatını, yasalarını, yönetim biçimini ve mimarlığını etkiledi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Yunanistan Roma egemenliğine girdi.

Roma İmparatorluğu'nun evrenselliği devlet anlayışının da değişmesine yol açtı. Eski Yunan'ın devlet anlayışı, çağdaş devletten çok, günümüzde genellikle ortak dil, kültür ve tarihi paylaşan insan topluluğu biçiminde tanımlanan ulus kavramına yaklaşıyordu. Bütün yurttaşların hak ve yetkilerini belirleyen hukuksal bir düzen olan res publica'yı temel alan Roma devlet anlayışı ise çağdaş devlet anlayışına daha yakındı.

Romalı düşünür
Yunanistan Cumhuriyeti Balkan Yarımadasının güneyinde, kuzeyden Arnavutluk, Makedonya ve Bulgaristan, Doğudan Türkiye, güneydoğudan Ege Denizi, güneyden Akdeniz ve batıdan Adriyatik Denizi ile çevrili ülke. Başkenti Atina olan ülkenin nüfusu 10.665.989 kişidir. Resmi dili Yunanca, dini Hıristiyanlık (İslamiyet, Batı Trakya) ve para birimi Euro'dur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Cicero, amacı daha iyi bir yaşamı gerçekleştirmek olan devleti, yasalarla bir arada duran insan topluluğu biçiminde tanımladı.
3 Ocak M.Ö. 106 yılında Arpinum'da doğmuştur. Çocukluğundan itibaren harika bir öğrenci olmuş, eğitime olan tutkusu ve sevgisi ile ünlenmiştir. Yoğun bir hukuk öğrenimi görmüş, daha sonraları ise edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilenmeye başlamıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hıristiyanlık öncesi bu dönemde devlete dindışı bir ahlaksal temel sağlama kaygısıyla devletin temelinin yasalar olduğunu öne sürdü.

Hıristiyanlığın, doğuşundan ancak 300 yıl sonra Roma da kabul edilmesi, öte yandan
"Hıristos" da denen (Yunanca "khristos", kutsanmış'tan) İsa Peygamber'e inananların ve öğretisini benimseyenlerin dinidir. Hz. İsa, Roma imparatoru Augustus zamanında Yahudiye'de (bugünkü Filistin), Beytüllahm'da Hz. Meryem'den doğdu. 30 yıl kadar sonra, Kudüs'te İmparator Tiberius'un saltanatı döneminde çarmıha gerilerek öldürüldü.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Batı Roma İmparatorluğu çöktükten sonra da, Karanlık Çağlar boyunca kilisenin ayakta kalmasıyla, Batı'da çağlar boyu sürecek olan kilise-devlet çatışmasının da tohumları atıldı. Aziz
Batı Roma İmparatorluğu, ikiye bölünen Roma İmparatorluğunun batıda kalan parçası (Merkezi, Roma). Batı Roma imparatorluğu, Roma İmparatorluğunun bölünmesi Diocletianus'un Maximilianus'u iktidara ortak etmesiyle başladı. (İkili yönetim, daha sonra dörtlü yönetim). Asıl bölünme, Theodosios'un ölümünden sonra (M.S. 395) Honorius'la (Batı) Arcadius (Doğu) arasında oldu.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Augustinus'a göre devletin işlevi, temelde kötü olan bu dünyada düzeni sağlamaktı; bu da ancak kilisenin ruhani önderliğiyle gerçekleşebilirdi.

Augustinius ya da Aurelius Augustinius, Aziz Augustinius olarak bilinen filozof ve tanrıbilimci.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ortaçağda uzun süre gözardı edilen devlet düşüncesi,
Ortaçağ, Milattan Sonra 5. yüzyıl ve 13. yüzyıllar arasını kapsayan dilimin adı. Bu kelime 17. yüzyıldan beri Avrupa tarihi sözkonusu olduğunda, kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram, genellikle insanların öznel bilincinde biçimlendiği için kesin başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez. Ancak, bütün bu nedenlere rağmen, tarih kitaplarında Roma imparatorluğunun bölünme tarihi (M.S. 395) yada son Batı Roma İmparatorluğunun düşüş tarihi (476) gibi noktalar Ortaçağın başlangıcı olarak alı
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
'nın katkısıyla yeniden önem kazandı. Salisbury'li John Roma'nın merkezî devlet anlayışını savunurken,
İtalya’nın başşehri. Tiren Denizi’nden 24 km içeride yer alır. Tarihi zenginlikleriyle meşhur olmasının yanı sıra, Katolik Kilisesinin idarî ve ruhanî merkezidir. Yüzölçümü 1508 km2 ve belediye olarak nüfûsu da üç milyon civarındadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Aquino'lu Aziz Tommaso, kent-devletinin en yetkin topluluk olduğu konusunda eski Yunan düşünürleriyle ayrii görüşteydi. Devletin amacını toplumun ortak çıkarlarını gözetmek biçiminde tanımlayan Tommaso'nun çağdaş devlet düşüncesine temel katkısı, devleti yönetenlerin güçlerini yönetilenlerden aldıkları yolundaki görüşü oldu. Toplumsal alandaki tutuculuğuna karşın, bir hükümdarın ancak gücünü halktan aldığı ve bu gücü doğru bir biçimde kullandığı sürece meşru sayılabileceği yolundaki görüşleriyle çağdaş hukuk devleti kuramına da öncülük etti. Tommaso'ya göre yönetenler barışı, insan yaşamını ve devleti korumakla yükümlüydü. Ortaçağda, antik Batı uygarlığı çökerken, devletin amacı, hukukun üstünlüğü ve sorumlu iktidar gibi Yunan-Roma kavramları Hıristiyan düşüncesine uyarlanmış biçimleriyle varlıklarını sürdürdü.

Avrupa'daki bütün kurumların imparatorluk ve kilise arasındaki çekişmelerle zayıfladığı,
Thomas Aquinas 1225-1274 yılları arasında yaşamış olan, ünlü Hıristiyan filozof. Birçok bakımdan özgün bir düşünür olan Aquinalı'nın felsefesi önemli ölçüde Aristoteles'in metafiziğine dayanır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
feodalizmin çözülme sürecine girdiği
Feodalizm (feudalism)

Toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan ortaçağ rejimi. Bir diğer adı derebeylik.

Derebeyliğin özü, orgütlenmiş devletin bulunmadığı yerel düzeyde, bir hükümet görevinin yürütülmesidir. 500-600 km2'lik bir toprak parçası üzerinde en önemli bir güçlü kişi, daha az toprağa sahip olanların koruyuculuğunu üstlenmiş ve onlar da bu kişiye bağlılık sözü vermişlerdir. Böylece, feodal "lord", "vassal" ve toprağa bağlı (serf) köylüleriyle, derebeylik o
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
14. yüzyılın başlarında Dante, De monarchia (y.
14. yüzyıl olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1313; Monarşi Üzerine) adlı yapıtında evrensel barışın ancak dünyevi bir "monarşi" tarafından sağlanabileceğini ve hükümdarın gücünü papa aracılığıyla değil, doğrudan
1313 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Tanrı'dan aldığını öne sürdü.
Metafiziksel düşüncede vahiy otorite ya da inanç temeli üzerinde varolduğu kabul edilen, varlık ve değerin kaynağı olan mutlak, zorunlu, yüce varlık. Doğanın bir parçası olmayan, ama doğanın yaratıcısı ya da nedeni olan, zaman ve mekan kavramlarının kendisine uygulanamayacağı, varlığa gelmiş olduğu düşünülemeyen, doğadan çok daha kudretli ve mutlak iyi olan doğaüstü, ezeli-ebedi ve sonsuz varlık.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Dante'ye göre. uygarlığın amacı insanlığın potansiyelinin gerçekleşmesiyle, monarşi de bu amaca ulaşmada gerekli bir araçtı. Dolayısıyla
Mayıs 1265’de Floransa'da doğan İtalyan yazar Dante Alighieri, 26 Mart 1266’da Durante adıyla vaftiz edildi. 1274’de “Yeni Hayat” ve “İlahi Komedya”da ölümsüzleştireceği Beatrice'yi ilk kez gördü. Asıl adı Bice di Folco Portinari olan Beatrice, daha sonra Simone de' Bardi'yle evlendi ve 1290 yılında öldü.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu kamu yararına hizmet etmekteydi.

Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, 843 yılında Verdun Anlaşması ile Almanya, İtalya ve Burgonya'da kurulan ve 1806 yılında Napolyon Savaşları ile yıkılan Orta Avrupa'da 963 yıl hüküm sürmüş olan bir imparatorluktur. Bu imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştığında Almanya, İsviçre, Liechtenstein, Lüxemburg, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Avusturya, Hırvatistan, Belçika, Hollanda'nın tamamını ve Polonya, Fransa ile İtalya'nın bir kısmını kapsıyordu.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Ortaçağ ve Rönesans'ta devletler hemen her zaman kendilerinin üzerinde bir dinsel otoriteyle birlikte var oldular. Çağdaş devlet kavramı ise 16. yüzyılda ortaya çıktı. Niccolo Machiavelli, Jean Bodin, Thomas Hobbes ve başka bazı düşünürler merkezî devletlerin ortaya çıktığı bu dönemde kiliseye karşı laik devleti savunurken, ulus ve devlet kavramlarının da ilk çağdaş tartışmasını başlattılar. Bütün siyaset felsefesiyle devlet anlayışının laikleşmesine yol açan Floransalı Niccolö Machiavelli, devletin her türlü ahlaksal kaygıdan uzak, kendi kurallarını kendi koyan güçlü bir hükümdarca yönetilmesi gerektiğini, en yüce amaçlar olan devletin güvenliği ve genişlemesinin ancak böylelikle sağlanabileceğini savundu.

Machiavelli'nin çağdaşı Fransız Jean Bodin de toplumsal istikran sağlayacak tek gücün merkezî devlet ojduğunu öne sürmekle birlikte, gücün tek başına hükümdar yaratmaya yetmeyeceği görüşündeydi. İktidar sürekli olmalıydı ve süreklilik de ancak toplumun ahlaksal değerlerine uygun davranan hükümdarlarca sağlanabilirdi. Bodin'in verasete dayanan bu süreklilik anlayışı, krallığın ilahi bir hak olduğu biçimindeki öğretinin de habercisiydi.

Yasaların gücü değil, gücün yasaları doğurduğu görüşünden yola çıkan 17. yüzyıl düşünürü Thomas Hobbes, çıkartan her zaman çatışan insanlann doğal koşullarda kendilerini savunmak için birbirlerini öldüreceklerini öne sürdü. Dolayısıyla kişisel güçlerini "Leviathan"a devreden insanlar için güvenliğin bedeli, bir toplumsal sözleşmeyle tek bir merkezî otoriteye bağlanmak, bir devlet içinde ve onun egemenliği altında yaşamaktı.

Bu sözleşme kuramı, 17. yüzyılın sonlarında John Locke ve Jean Jacques Rousseau ile yeni bir anlam kazandı. Locke, sözleşmenin iki tarafı da bağlayacağını, dolayısıyla devletin otoritesinin sınırsız olmadığını savundu. Devlet yaşam, özgürlük ve mülkiyet gibi temel doğal haklarının korunması için bir araya gelen ve kendilerinden üstün bir otoriteye, devlete bağlanan insanların güvenliklerini sağlamalı, kamu yararını korumalıydı. Locke'la birlikte meşruiyet kavramı da yeniden öne çıktı. Yönetim biçimi ne olursa olsun, devletler yasalarla yönetilmeli, inanç özgürlüğü ve mülkiyete saygı gösterilmeli, kısacası yönetenler yönetilenlere karşı sorumlu olmalıydı. Böylelikle Locke toplumsal görüşlerinin tutuculuğuna karşın, liberal devlet anlayışının gelişiminde öncü bir rol oynadı. Jean-Jacques Rousseau ise devletin ve hükümdarın gücünün Tanrı'dan değil, geneli iradeden kaynaklandığını öne sürdü. Ona göre asıl egemen olan ulustu ve hukuki aslında yönetilen halkın iradesinden başka i bir şey değildi. Bir noktada Platon'dan etkilenen düşünür, devleti insanlığın ahlaksal gelişimini en iyi biçimde gerçekleşirebilmesine olanak veren bir ortam olarak değerlendiriyordu. Hobbes'un tersine insan doğasının iyi olduğuna, ama kişisel çıkarların kaçınılmaz olarak çatışacağına inanıyor, sağlıklı bir devletin, toplumsal sözleşmeye uyduğu ve kamu yararını gözettiği ölçüde var olabileceğini düşünüyordu.

16. yüzyıl ve 18. yüzyıllarda Avrupa'nın egemen devlet biçimi olan mutlak krallıklar içinde giderek karmaşıklaşan yönetim, geniş bir merkezî bürokrasinin de ortaya çıkmasına yol açtı. Farklı devlet biçimlerini, hukuk ve uygarlıkları inceleyen 18. yüzyıl düşünürü Montesquieu, devletin yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki güçler ayrılığını vurguladı. Burke ise halk egemenliği adına geçmişin mirası olan değerlerin yok edilebilmesi tehlikesine karşı, meşru ve sorumlu olmanın yanı sıra güçlü olan merkezî devleti savundu.

18. yüzyıl sonlarında Batı'da bir yandan serbest ticarete dayalı kapitalist ekonomi çerçevesinde gelişen liberal siyaset felsefesi ve anlayışı egemen olurken, bir yandan da merkezî devlete karşı görüşler ortaya çıktı. William Godwin, Pierre Joseph Proudhon, Mihail Bakunin ve Pyotr Kropotkin devletin varlığına tümüyle karşı çıkan anarşizmin temsilcileri oldular.

19. yüzyılın yararcı düşünürü Jeremy Bentham toplumsal sözleşme, kamu yararı, genel irade gibi kavramlann gerçekçi olmadığını, devletlerin ancak ne kadar çok sayıda insanı ne kadar çok mutlu ettiklerine bakılarak yargılanabileceklerini savundu. Benthamcı mutluluk kavramından yola çıkan James Mill ise, aydın bir seçmen kitlesinin iyi bir devlet yaratmaya, laissezfaire'ci (bırakınız yapsınlar) ekonominin de toplumsal uyum ve dengeyi sağlamaya yeteceğine inanıyordu.

Milliyetçiliğin ve ulusal devletlerin hızla geliştiği 19. yüzyılda, sivil toplumla devleti bütünleştirme çabası içinde olan Alman düşünürü G.W.F. Hegel devleti siyasal örgütlenmenin ön yüksek biçimi olarak tanımladı. Hegel için evrenselliği temsil eden devlet özgürlüğün somutlaşmış biçimiydi; birey gerçek özgürlüğüne ancak devlet içinde kavuşabilirdi. Ona göre zamanının en yüce devleti de Prusya'ydı.

Hegel'in devrimci düşünürler üzerinde etkisi büyük oldu. Onun "baş aşağı duran" diyalektik yöntemini "ayakları üzerine oturtan" ve Friedrich Engels, tarihin itici gücünü sınıflar arasındaki çatışmanın oluşturduğu kuramından hareketle, devleti yeni bir yorumla ele aldılar. Marx ve Engels'e göre feodalizmden bu yana her zaman bütün topluma ait bir kurum olarak görülmüş olan devlet, aslında her dönemde egemen sınıfın baskı ve denetim aygıtı olmuştu. Var olan üretim biçiminin ve üretim ilişkilerinin sürmesini sağlamakla yükümlü olan devlet, sınıflar arası çatışmaları egemen sınıf lehine sonuçlandırmaya çalışan bir araçtı. Sınıfsız bir topluma ulaşıldığında gerçekten bütün topluma ait duruma gelen devlet, varlık nedeni ortadan kalkacağı için sönüp gidecekti. Lenin'in devlet anlayışı bu kuramın Sovyet Devrimi pratiğine uygulanarak proletarya diktatörlüğünün vurgulandığı bir biçimini yansıtır.

Çağdaş Marksistler arasında Gyorgy Lukacs, Herbert Marcuse ve Antonio Gramsci'nin görüşleri birçok açıdan 19. yüzyıl anarşizmiyle Marksizmin 20. yüzyıla uyarlanmış, bir ölçüde de kaynaşmış biçimleri olarak dikkati çeker. Marksizmin bir inanç olmaktan çok düşünsel bir araç olduğunu savunan Lukacs'ın görüşleri, sosyal demokrasi ve refah devletine karşı düşünsel bir başkaldırının da temelini oluşturmuştur. Marcuse günümüzde devletin birey özgürlüğünü kısıtladığını ve gelişmiş kapitalist toplumlarda toplumsal değişme ve ilerlemenin işçi sınıfınca değil, topluma yabancılaşmış azınlıklarca (örn. öğrenciler) gerçekleştirilebileceğini savunmuştur. Marcuse gibi çağdaş demokrasilerde işçi sınıfının kapitalist düzenle uzlaşmasının tehlikesine işaret etmekle birlikte, işçi sınıfının rolü konusunda ondan ayrılan Gramsci, işçi sınıfının devleti ele geçirerek yeni bir uygarlık yaratmasını savunmuş ve proletarya diktatörlüğünün dondurulmasına da karşı çıkmıştır.

20. yüzyıl düşünürlerinden İtalyan Vilfredo Pareto ve Gaetano Mosca ise, devletin seçkinlerce yönetildiğini ve iktidar değişikliklerinin siyasal gücün bir seçkin grubundan ötekine devrinden başka bir şey olmadığını savunmuştur. Mosca, en iyi değilse bile, "en az kötü" devlet biçiminin gücün kötüye kullanımının yasalarla denetlendiği anayasal devlet ya da hukuk devleti olduğunu öne sürmüştür.

20. yüzyıl siyaset felsefesinde devlet kavramı daha çok devlete temel olacak toplumsal ve ekonomik yapının siyasal ve ideolojik düzeye yansıma biçimlerine göre liberal-kapitalist, sosyalist, faşist ya da ulusal devlet bağlamında ele alınmaktadır. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Batı'da liberal devletin değişime uğramasıyla ortaya çıkan refah devleti içinde, devlete uygulamada yeni, ama düşünsel olarak kökleri Eski Yunan'a uzanan işlevler yüklenmiştir. Buna göre ülke içinde tek egemen olan devlet, yalnızca toplumu yönetmekle ve uluslararası ilişkilerde onun bağımsız temsilcisi olmakla kalmayıp, toplumsal refahı artırıcı bir rol de üstlenmelidir.



Yorumlar - Lütfen konu (Devlet) ile ilgili faydalı olabilecek bilgilerinizi yazarak internette Türkçe bilginin gelişmesine katkıda bulunun. Teşekkür vb. yorumlar yayınlanmamaktadır. Hata bildirme ve diger mesajlariniz için bu linki kullaniniz.