Endülüs Tarihi

Kısaca: ENDÜLÜS (/711-1492) Müslümanlar, Hz. Muhammed'in (sav) Mekke'den Medine'ye hicret etmesiyle başlayan devletleşme süreçlerini kısa sürede bir dünya devleti olma yolunda büyük adımlar atmaya muvaffak olarak sürdürmüşlerdi. Cihad mükellefiyetini yerine getirirken büyük fetih hareketine girişmişler, bunun sonucunda Irak, İran, Suriye, Filistin ve Mısır daha ilk iki halîfe Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer zamanında (11-23/632-644) fethedilmişti. ...devamı ☟

ENDÜLÜS (/711-1492)

Müslümanlar, Hz. Muhammed'in (sav) Mekke'den Medine'ye hicret etmesiyle başlayan devletleşme süreçlerini kısa sürede bir dünya devleti olma yolunda büyük adımlar atmaya muvaffak olarak sürdürmüşlerdi. Cihad mükellefiyetini yerine getirirken büyük fetih hareketine girişmişler, bunun sonucunda Irak, İran, Suriye, Filistin ve Mısır daha ilk iki halife Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer zamanında (11-23/632-644) fethedilmişti. Daha sonra sırasıyla Trablusgarb (27/647), Kıbrıs (29/649, 33/653), Hind sınırına kadar olan bölge (30/650-32/652) ve Rodos Adası'nın (33/653) fethi; Sicilya çıkarması (49/668); Kuzey batı Afrika'nın Ukbe b. Nafi tarafından fethi ve Kayrevan'ın kurulması (50/670), komutan Hassan b. Nu'man tarafından Kuzey Afrika'nın yeniden fethi ve Tunus şehrinin kurulması (79/698), Kuzey batı Afrika'nın Emevi halifesi Abdülmelik b. Mervan zamanında Musa b. Nusayr tarafından tam bir vilayet olarak İslam devletine bağlanması (86/705) sağlanmış ve Müslümanların Tarif b. Malik ile ilk İspanya çıkarması (91/710) yılında halife Velid b. Abdülmelik devrinde gerçekleşmişti.

1. FETİH (5 Receb Pazartesi 92-95/27 Nisan 711-715)- VALİLER DÖNEMİ (95-138/715-756)

İspanya ya da İberya Yarımadası'nın fethi, ilk İslam fetihlerinin son halkasını teşkil eder. Emeviler'in Kuzey Afrika Valisi Musa b. Nusayr'ın, Halife Velid b. Abdülmelik'ten aldığı izinle Tarif b. Malik komutasında 500 kişilik bir birliği 710 yılının ilkbaharında keşif amacıyla İspanya'nın Güney kıyılarına yollamasıyla fetih hareketi başlamış oldu. Musa, Tarif'e (Ceziretü Tarif, Tarifa, Isla de la Palomas) yapılan bu küçük çıkarmadan olumlu sonuç alınınca fetih hazırlıklarını yaptı ve 5 Receb Pazartesi 92/27 Nisan 711 yılında Berberi azatlısı Tarık b. Ziyad komutasında 7000 asker gücüne sahip orduyu, ardından 5000 asker takviyesiyle İspanya'yı fethe yolladı.

Bu esnada İspanya'da hakim olan Vizigot Krallığı taht kavgaları, toplumsal-dini çatışmalar sebebiyle nerdeyse gücünü yitirmiş durumdaydı. Emevi ordusu kolaylıkla İspanya'ya geçti. Bunda, Vizigotlar ile arası bozuk olan Sebte (Ceuta) Valisi Julianos'un yardımlarının da etkili olduğu bilinmektedir.

İspanya'nın Güney ucundaki Cebelü Tarık veya Cebelü'l-Feth (Gilbraltar, Calpe) dağında karargah kuran ordu, ilk hamlede el-Ceziretü'l-Hadra'yı (Algeciras) ele geçirdi. Kısa süre sonra Kral Rodrigo komutasındaki Vizigot ordusunu Şeriş (Xeres, Jerez) ve Şezune (Sidonia) şehirleri arasında kalan Ferentire (Frontera) ovasındaki Vadi Lekkü/Lekke/Bekke (Guadalbeca, Rio Barbate) nehri kıyısında cereyan eden savaşta yendi (92/711) ve artık fethin önünde ciddi bir engel kalmamış oldu.

Zafer sonrasında farklı şehirlere doğru fetih için görevlendirilen komutanlar kısa sürede başlarındaki Vizigot idaresinden gayrı memnun halkların da yardımıyla Malaga, İlbire (Elvira) ve Kurtuba'yı (Cordova, Córdoba) ele geçirirken, Tarık da İsticce (Ecija) ve peşinden Vizigotlar'ın başşehri Tuleytula'yı fethetti.

Böylece Tarık, 711 yılının ilkbahar aylarında ordu komutanı olarak başlattığı bu fetih yürüyüşünü, yaz ayları biterken İspanya'nın yarısını alıp İslam'a açmış bir fatih olarak neticelendirdi. 712 yılında Musa b. Nusayr da çoğunluğu Araplardan müteşekkil 18000 mevcutlu ordusuyla İspanya'ya geçti. İşbiliye (Sevilla), Karmune (Carmona), Leble (Niebla) ve Maride'yi (Merida) fethettikten sonra Tuleytula'da Tarık ile buluştu. Ülkenin Kuzey istikametine doğru yapılan harekat sonucu 713 yılında Liyun (Leon), Cıllikıye (Galicia) bölgesi, Laride (Lerida), Berşelune (Barcelona), Saragusta (Zaragoza, Saragossa) şehirleri fethedildi ve hatta Pireneler aşılarak Frank topraklarına girildi.

714 yılında Halife Velid'in emriyle Musa, Endülüs'ün idaresini oğlu Abdülaziz'e bırakıp Tarık'la birlikte Dımeşk'e döndü. Böylece 3 yıl kadar kısa bir sürede İberya Yarımadası'nın fethi gerçekleşmiş ve Endülüs'te valiler dönemi (asru'l-vülat) başlamış oldu. 756 yılına kadar 21 valinin görev yaptığı bu dönemde fetih hareketleri Avrupa içlerine kadar götürüldü. Mürsiye (Murcia, Tüdmir, Teodomiro), Arbune (Narbona) bölgelerinden sonra Paris'e kadar yaklaşıldığında 732 yılında Tours veya Poitiers (Balatüşşüheda) savaşında Franklar'a yenilen Müslümanlar, bundan sonra daha çok iç savaş-karışıklıklarla uğraştılar. Buna karşın, aynı dönemde kuzeyde sıkışan İspanyollar ise, Pelayo liderliğinde Asturias bölgesindeki Covadonga kayalıklarında toparlanmaya ve karşı direnişe başladılar.

Eğer, iddia edildiği gibi müslüman fatihlerin fetihteki yegane gayeleri ganimet ele geçirmek idiyse, Endülüs onların bu gayelerine ulaşmak için fazlasıyla yeterliydi. Binaenaleyh, fetih hareketini bu ülkeyle sınırlı tutmaları, Endülüs dışına taşmamaları gerekirdi. Ne var ki, fetih hareketinin geri planında İslam'ın siyasi nüfuzunun genişletilmesi, ilay-ı kelimetullah, yeryüzünde adaleti tesis ederek zulmün önüne geçme gibi ganimet faktöründen çok daha ulvi ve önemli sebepler bulunduğu içindir ki, fatihler daga evvel K.Afrika'nın fethiyle yetinmeyip Endülüs'ün fethine koyulmuşlardı. Yine aynı sebepledir ki, Endülüs'ün fethi sonrasında maddi bakımdan daha az kazançlı, can kaybı bakımından daha çok riskli olmasına rağmen kendilerini, neticede bütün Avrupa'nın hakimiyet altına alınmasını hedefleyen yeni bir fetih hamlesinin içinde buldular.

Daha önce Musa b. Nusayr'ın da Pireneler'i aşarak Fransa topraklarına girdiği rivayet ediliyorsa da, Avrupa'nın fethine yönelik ilk planlı hareket, adil Halife Ömer b. Abdülaziz'in (717-720) Endülüs'e atadığı Vali Semh b. Malik el-Havlani (719-721) tarafından 718 senesinde başlatıldı. Kaynaklarda "müttaki" ve "mücahid" bir idareci olarak nitelenen Semh, bu senede Pireneler'i aşarak Franklar'ın hakimiyeti altındaki Galler'e (Galia / el-Ardu'l-Kebira) girdi. Septimania bölgesinin merkezi durumundaki Narbona'yı (Arbune) fethederek burasını İslam orduları için bir üs haline getirdi. Hemen ardından Akitania'ya (Aquitania) yürüdü. Fakat bölgenin merkezi Tuluz (Toulouse) kentinde Dük Eudes'in güçlü direnişiyle karşılaştı. Çarpışmalar esnasında hem kendisi hem de çok sayıda müslüman şehit oldu.

Semh'in yerine Endülüs'ün idaresini üstlenen Anbese b. Süheym el-Kelbi (721-726), fetih hareketine selefinin bıraktığı yerden devam etti. Fakat o, Tuluz yerine Rhon vadisisni takip ederek önce Lyon'a oradan da PARİS'E 30 km UZAKLIKTAKİ SENS KENTİNE KADAR ULAŞTI. Fakat geri dönerken Bask bölgesinde yerlilerin kurduğu bir tuzak sonucu Semh gibi o da şehit düştü.

Ne Semh'in ne de Anbese'nin ne de onlarla beraber çok sayıda askerin savaş alanlarında şehit düşmeleri, bu tür durumlara alışık olan müslümanları fetih hareketinden vazgeçmeye itti. Bilakis, 114/732 senesinde muttaki, mücahit ve iyi bir asker olarak temayüz etmiş olan Vali Abdurrahman el-Gafiki, sayısı 70 binden fazla olmayan büyük bir orduyla Gallar'i fethederek Fransa içlerine dalabilmek için Kurtuba'dan hareket etti. Önüne çıkan bazı mukavemet unsurlarını saf dışı bıraktıktan sonra Galler bölgesinin merkezi kenti Bordo'ya (Bordeaux) hareket etti. Kendisine engel olmak isteyen Galler dükü Eudes'i Dordonia nehri yakınlarında ağır bir yenilgiye uğrattı. Bordo kenti müslümanların eline geçti. İslam ordusu bundan sonra ülkenin ikinci mühim şehri Tur'a (Tours) yöneldi. Dük Eudes, bu durumda Frank İmparatorluğu'ndan yardım istemek zorunda kaldı. Asıl makamı haciplik (başbakan) olmakla beraber imparatorluğun fiili hükümdarı konumundaki Şarl Martel (Charles Martel), Galler'in düşmesi halinde sıranın Frank İmparatorluğu'na geleceğini bildiği için, Eudes'in yardım talebine derhal icabet etti ve çok iyi hazırlanmış büyük bir orduyla, İslam ordusunu durdurmak üzere Tur'a harelket etti. İki ordu arasındaki karşılaşma 12/13 Ekim 732 tarihinde gerçekleşti. Savaşın başlarında insiyatif müslümanların elindeydi. Ancak, bir taraftan Franklar'ın yarma hareketlerinde başarılı olmaları, diğer taraftan ise Abdurrahman el-Gafiki'nin çarpışmaların en yoğun olduğu bir anda şehit düşmesi, durumu tersine çevirdi. Her iki tarafın da zayiatı ağır olmakla beraber, müslümanların verdikleri şehit sayısı çok daha fazlaydı. Bundan dolayıdır ki, İslam kaynaklarında bu savaşın yapıldığı saha, Balatü'ş-Şüheda (şehitler düzlüğü) ismiyle anılmaktadır.

İslam ordularının gerek K.Afrika'nın gerekse Endülüs'ün fethi esnasında bir benzerini yaşamadıkları bu mağlubiyet, Endülüs müslümanlarını derin bir kedere boğdu. Müslüman tarihçiler, gelecek nesillerin böyle acı bir hadiseden haberdar olmalarına engel olmak niyetiyle olsa gerektir ki, eserlerinde bu savaştan pek bahsetmezler. Buna karşılık, hıristiyan kaynakları anılan savaşı Avrupa medeniyetini ve Hıristiyanlığı İslam'ın istilasından kurtaran bir dönüm noktası olarak değerlendirirler. Halbuki bu değerlendirme, gerçeklerin ifadesi olmaktan ne kadar çok uzaktır.

Evet, bu savaşta müslümanların Avrupa'nın fethi uğrundaki teşebbüslerine set çekilmiştir. Ancak, Avrupa medeniyetinin kurtarılmış olması diye bir iddia söz konusu olamaz. Zira o zamanda bir Avrupa medeniyeti henüz teşekkül etmiş değildi. Tarih için "şöyle olsaydı nolurdu" şeklinde sorular sormak uygun olmamakla beraber, yine de sorsak ve bu çerçevede müslümanların Avrupa'yı fethettiğini düşünsek, herhalde bu her şeyden evvel Avrupa'nın faydasına olurdu. Nitekim, Endülüs için durum böyle olmadı mı? Ortaçağ Avrupasının en medeni ve en gelişmiş ülkesinin Endülüs, yani İspanya olduğunu ve bunun da İslam idaresi sayesinde gerçekleştiğini bugün artık kim inkar edebilmektedir?

Balatü'ş-Şüheda mağlubiyetine rağmen, müslümanlar daha sonraki senelerde Galler'e seferler düzenlemeye devam ettiler. Ancak, bu seferlerin hiçbiri daha ileri adımlar atılmasını temin edecek boyutta değillerdi. Balatü'ş-Şüheda ile müslümanların Avrupa'daki ilerlemeleri bir anlamda durmuş oldu. Fakat, bu duruşun asıl sebebi Balatüşşüheda değil, içine düştükleri iç çekişmeler dolayısıyla fetih yerine fitneye yönelen müslümanların bizzat kendileri oldu. Müslümanları-1, TDV, Ankara 1994, s. 37-41 kaynağından alınmıştır.

2. EMEVİLER DÖNEMİ (Emirlik Dönemi, 138-316/756-929; Hilafet Dönemi, 316-422/929-1031)

Emeviler'in Abbasiler tarafından sona erdirilmesiyle Halife Hişam'ın torunlarından Abdurrahman b. Muaviye Afrika'ya kaçtı ve 755 yılında da Endülüs'e geçti. O sırada Endülüs'te vali seçimi meselesi sebebiyle küskün bulunan Yemenliler, Berberiler ve Mevali'nin desteğiyle kısa sürede mevcut yönetime karşı başarılı oldu. Başşehir Kurtuba'ya girerek bağımsız emirliğini ilan etti (138/756). I.Abdurrahman, vefatından iki yıl evvel Kurtuba Ulucamii'nin inşasını başlattı. Kendisinden sonrakilerce bu cami tamamlandı ve yeni ilaveler yapıldı. Arkasından hüküm sürenler sırasıyla şöyledir: I.Hişam (172/788), I.Hakem (180/796), II.Abdurrahman (206/822), I.Muhammed (238/852), Münzir (273/886), Abdullah (275/888), III.Abdurrahman el-Halife (300/912), II.Hakem (350/961), II.Hişam (366-399/976-1009), yine II.Hişam (400-403/1010-1013), II.Muhammed (399/1009), Süleyman (399/1009), yine Süleyman (403-407/1013-1016), Hammudiler (408-413/1018-1022), V.Abdurrahman (414/1024), III.Muhammed (414-416/1024-1025), yine Hammudiler (416-418/1025-1027) ve III.Hişam (418-422/1027-1031). Kurtuba'da hakim olan idari karmaşa karşısında halk, hilafeti lağvederek Endülüs Emevileri hanedanını sürgün ettiler ve yeni yönetimi eşraftan oluşan şura heyeti üstlendi. Böylece Endülüs Emevi Devleti de ömrünü tamamlamış oldu (422/1031). 3. MÜLÛKÜ?T-TAVÂİF DÖNEMİ (422-483/1031-1090)

Endülüs Emevi Devleti'nin yönetiminde ortaya çıkan otorite boşluğunun doğal bir sonucu olarak her bölgede irili ufaklı 20 küsür yerel hanedan bağımsızlıklarını ilan ettiler. İçlerinden önemlileri şunlardır: İşbiliye (Sevilla) civarında Abbadiler (1023-1091), es-Sağru'l-A'la bölgesinde Tücibiler ve Hudiler (1040-1142), Cehveriler (1031-1069), Tuleytula'da Zünnuniler (1016-1085), Batalyevs (Badajoz) bölgesinde Eftasiler (1022-1094), Gırnata'da Ziriler (1010-1090) ve diğerleri.

Bu dönemde Endülüs siyasi hayatının temel karakteristiği, emirlikler arasında yaşanan kıyasıya çatışmalar ve düşmandan birbirlerine karşı toprak-haraç karşılığında yardım almalar oldu. Bu durum Müslümanların zayıf düşmesine sebep olurken, Hıristiyan İspanya devletlerinın da güçlenmesine, dolayısıyla Reconquista'nın hızlanmasına sebep oldu. Nitekim 1085 yılında Kastilya (Castile, Castilla, Kaştale, Kaştile) Kralı VI.Alfonso (el Bravo, 1072-1109), Endülüs'ün en önemli ikinci büyük kenti olan Tuleytula'yı işgal etti. Ancak bunun üzerine Müslümanlar Reconquista hareketinin farkına varabildiler. Kendilerini Hıristiyan işgaline karşı korusun diye Kuzey Afrika'da (el-Mağrib) bir imparatorluk kurmuş olan Murabıtlar'ın hükümdarı Yusuf b. Taşfin'den yardım istediler.

4. ENDÜLÜS'TE MURABITLAR DÖNEMİ (483-540/1090-1147)

Endülüs'e Kuzey Afrika'dan gelerek Hıristiyanları bozguna uğratan, ardından Endülüs'teki emirlikleri tek tek merkezi idare altında birleştiren ve ülkeyi Afrika merkezli devlete bir eyalet olarak bağlayan Murabıtlar'ın Endülüs'teki hakimiyetleri döneminde Yusuf b. Taşfin'den (1106) sonra şu hükümdarlar idareye geldi: Ali b. Yusuf (1143) ve Taşfin b. Ali (1146/1149). Murabıtlar'ın yıkılışıyla Endülüs'te siyasi birlik tekrar bozuldu, İkinci Mülukü't-Tavaif Dönemi diye adlandırılan devreye girildi ve Hıristiyanlar yine Reconquista'yı gerçekleştirmek için uygun hale gelen ortamda harekete geçtiler.

5. ENDÜLÜS'TE MUVAHHİDLER DÖNEMİ (540-645/1147-1248)

Murabıtlar'ı devirerek yerine kurulan Muvahhidler, Murabıtlar gibi Kuzey Afrika'dan Endülüs'e gelerek kötü gidişata bir süre daha dur diyebildiler.

Muvahhidler'in Endülüs'te hakim olan hükümdarları şunlardır: Abdülmü'min (541/1147-1163), Yusuf b. Abdülmümin b. Ali (1184), Yakub el-Mansur (1199), Muhammed en-Nasır (1214), Yusuf el-Müstansır (1222), Abdülvahid b. Yusuf ve İbnü'l-Mansur el-Âdil (1228), İdris el-Me'mun (1232), Abdülvahid er-Raşid (1242), Ali es-Said (1248) ve Mürteza li Emrillah (1267). Kuzey Afrika'daki devletleri iyice zayıflayan Muvahhidler, kendilerine karşı oluşan isyanlarla uğraşırken dağıldılar ve yerine Meriniler ve Hafsiler gibi yeni devletler kuruldu. Endülüs'te bunu değerlendirenler ise, her zamanki gibi Endülüslülerin zaaflarını sabırla gözetleyip değerlendiren İspanyol Hıristiyan devletleri oldu. Endülüs'te Muvahhidler'in hakimiyeti, 1238 yılında İbnü'l-Ahmer'in Endülüs topraklarına hakim olmasıyla bilfiil, 1242 yılında Halife Abdülvahid er-Reşid'in ölmesiyle ise şeklen de sona ermiştir. 6. GIRNATA BENÎ AHMER EMÎRLİĞİ (NASRÎLER) DÖNEMİ (636-897/1238-2 Ocak 1492)

İberya Yarımadası'ndaki Hıristiyan devletleri İspanya ve Portekiz'in hızlı işgal hareketlerinden Muhammed b. Nasr sayesinde ancak Endülüs'ün Güney doğusundaki İlbire'den Runde'ye (Ronda) kadar uzanan sahil şeridi kurtulabildi. Çok ağır siyasi şartlara rağmen, iki buçuk asrı aşkın bir süre Endülüs'te İslam hakimiyetini temsil eden Nasriler, bu varlıklarını esnek bir diplomatik siyaset takip etmeleri sayesinde koruyabildiler. Ancak, son zamanlarında iç karışıklıklara sürüklenince, onlar da yok olmaktan kurtulamadılar.

1479 yılında Kastilya-Leon Kraliçesi I.Isabel (la Catolica, 14174-1504) ile Aragon (Ergun) Kralı II.Fernando'nun (el Catolico, 1479-1516) evlenmesiyle İspanya birliği sağlandı ve Hıristiyan yayılması hızlandı. Sonuçta 2 Ocak 1492 tarihinde Gırnata'daki son Müslümanlar da teslim olmak zorunda kaldılar ve böylece Müslümanların İberya Yarımadası'nda 800 yıla yakın süren siyasi varlıkları sona ermiş oldu.

Endülüs'ün Yıkılış Süreci Üzerine Geniş Değerlendirmeler İçin tıklayın 7. ENDÜLÜS'TE İSLAM HAKİMİYETİNİN SONA ERMESİ ÜZERİNE HIRİSTİYAN HAKİMİYETİNDE KALAN MÜSLÜMANLAR (Müdeccenler, Moriskolar, Moorlar/1492-1609)

1492 yılı başındaki siyasi ölümün ardından İspanya'da kalan Müslümanlar, kısa süre sonra ya zorla Hıristiyanlaştırıldılar, ya sürgüne ya da engizisyon ve katliama maruz kaldılar. Hıristiyanlığı zorla kabul edenler bile büyük sıkıntı ve işkencelere maruz bırakıldılar. Nihayet Endülüslü Müslümanların son kalanları da 1609 yılında tamamen İspanya'dan çıkarıldılar. Endülüs'ün kaybının, o günden bugüne Müslümanlar üzerinde derin etkileri olmuş ve İslam edebiyatının çeşitli dallarında sıkça işlenen konulardan birisi haline gelmiştir.

Haçlı Seferlerinin Başlaması ve Reconquista

750 Senesinde İspanya'nın kuzey batısında Asturias Krallığı'nın kuruluşundan itibaren Müslümanların Endülüs'ten kovulmaları, Hristiyan İspanya'nın bir "megalo idea"sı olmuştur. 756 senesinde Emevi Devleti'nin kuruluşu bu idealin önüne çok ciddi bir engel olarak dikilmişse de bu devletin 1031 senesinde yıkılması Hıristiyan İspanya'da özellikle de Asturias Krallığı'nın genişlemiş şekli olan Kastilya Krallığı'nda, Müslümanların Endülüs'ten kovulmaları veya kendi ifadeleriyle "reconquista" fikrini şuur altından gün yüzüne çıkarmıştır.

Nitekim, Reconquista fikrine canlılık kazandıran Endülüs'teki değişimi göstermesi bakımından bu dönemde yani Mülukü't-Tavaif döneminde Kurtuba'ya gelen bir Hıristiyan komutanın Müslümanları kastederek söylediği şu sözler dikkat çekicidir: "Biz cesaretin, dindarlığın ve hakkın hep Kurtuba halkı (Endülüslüler) ile birlikte olduğunu zannederdik. Oysa ne görelim! Ne dinleri ne cesaretleri ne de akıllı önderleri var! Onların başardıkları gelişme ve zaferler, aslında geçmiş hükümdarları sayesindeymiş. Ne zaman ki bu hükümdarlar gittiler, Endülüslüler'in gerçek yüzleri ortaya çıktı." ... Prof.Dr. Mehmet Özdemir (makalenin devamı yukarıdadır)

İlgili başlıklar

* Muvahhidler

Bu konuda henüz görüş yok.
Görüş/mesaj gerekli.
Markdown kullanılabilir.

Endülüs
6 ay önce

Koordinatlar: 41°31′K 2°49′B / 41.517°K 2.817°B / 41.517; -2.817 Endülüs (Arapça: الأندلس ‎ al-andalus), 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası'nda...

Emeviler, 10. yüzyıl, 1031, 11. yüzyıl, 1492, 1609, 16 Ocak, 22 Eylül, 7. yüzyıl, 711, 750
Endülüs Emevî Devleti
6 ay önce

Endülüs Emevîleri, Abbasilerin, Emevî hanedanına son vermesi ile 10. Emevi halifesi Hişam bin Abdülmelik'in torunu ve Muaviye bin Hişâm'in oğlu Abdurrahman...

Endülüs (özerk topluluk)
6 ay önce

Endülüs Özerk Bölgesi ya da Endülüs (İbyolca: Andalucía), İbya'nın güneyinde özerk bölge. Nüfus bakımından İbya'nın en büyük bölgesidir. Başkenti...

Bir Endülüs Köpeği
6 ay önce

Bir Endülüs Köpeği, Fransızca orijinal ismi Un Chien Andalou olan (İngilizce: An Andalusian Dog) 16 dakikalık sürrealist filmdir. Deneysel sinemanın ilk...

Endülüs atı
6 ay önce

Endülüs atı veya Saf İbyol Atı (Pura Raza Española) binlerce yıldır İber Yarımadası'nda yaşamakta olan bir at cinsidir. Endülüs atı 15. yüzyıldan beri...

Granada
6 ay önce

Gırnata veya Granada, İbya'nın Endülüs bölgesinde bulunan Granada ilinin baş şehridir. Endülüs Emevileri'nden kalan El Hamra Sarayı ile ünlüdür. Granada...

Granada, El Hamra Sarayı, Endülüs, Endülüs Emevileri, Türkçe, Wikimedia Commons, İspanya, Madde taslağı
Almería
3 yıl önce

Almería İbya 'nın Endülüs (özerk topluluk) bölgesinde bulunan şehir. Akdeniz'de Güney İbya'da bir yerleşim yeri olan şehir ve bölgesi önemli bir...

Almerí­a, 1999, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, Abla, Abrucena, Adra, İspanya
Reconquista
6 ay önce

Reconquista, Endülüs döneminde İber Yarımadasındaki Hristiyanların, yarımadadaki Müslümanların varlıklarını ortadan kaldırma amaçları, ve çabalarına verilen...

Reconquista, 1492, 8. yüzyıl, Arap, Berber, Cermen, Endülüs, Hristiyan, Müslüman, Roma İmparatorluğu, Tarih